Call the Midwife (2012)
Film Özeti
“Call the Midwife”, 1950’lerin yoksul East End Londra’sında geçen bir hikaye sunuyor. Abartısız ama etkili bir dille, hayatın zorlukları karşısında direniş gösteren hemşirelerin hayatlarına tanıklık ediyoruz. Hikaye, Jennifer Worth’un en çok satan anılarından uyarlansa da, aslında onu özel kılan sadece bu değil. Yönetmenler Roger Goldby, Sarah Esdaile ve Emma Sullivan’ın elinden çıkan her bölüm, izleyiciyi 1950’lerin toplumsal gerçekliklerine götürüyor. Hani derler ya, “bir fotoğraf bin kelimeye bedeldir”, burada her sahne birer tarih parçası…
Vanessa Redgrave ve Jenny Agutter gibi deneyimli oyuncular, acılar, sevinçler ve umutlarla dolu bir dünyanın kapısını aralıyor. Bir yandan kadınların dayanışmasını, diğer yandan dönemin sosyal sorunlarını nasıl bir araya getirdiğini görmek görmek harbiden etkileyici. Her bir hemşirenin, sadece bebek doğurtmakla kalmayıp, çaresizlik içindeki ailelere umut ışığı olduğu anlar var. Yani, kıymetli birer yaşam hikayesi sunarken, izleyicilerinin kalbinde taht kuruyorlar…
Dönemin kanlı gerçeklerine ışık tutan “Call the Midwife”, kadınlar arasındaki dayanışmanın ve yardımlaşmanın ne denli güçlü olduğunu bizlere hissettiriyor. Özellikle, her bölümü izlediğinizde bir şey fark ediyorsunuz: Hayata tutunmanın yanı sıra, insan olduğunuzu hatırlatıyor… Bir bebek çığlığının ardından gelen sevinç, bir hayatın sona ermesinin yarattığı boşluk ve tüm bunların arasındaki ince çizgide yürüyen hemşireler, yaşamın duygusal spektrumunu mükemmel bir dille sergiliyor.
Kısacası, “Call the Midwife”, sadece bir dizi değil; kadınların savaş alanındaki hikayesi, aydınlık bir geleceğe giden yolda atılan adımlar ve belki de en önemlisi, umut üzerine bir anlatı… İzlerken, vazgeçmenin değil dayanışmanın, birlikte olmanın önemini hissedeceksiniz. Oh, of ya! Şu an bir bölümünü izlemeye başlamanın getireceği derin Hisleri düşünün!
2 Yorum
“Call the Midwife”, geçmişin zorluklarını sahici bir dille aktararak izleyiciye umut veriyor.
Hayatın zorluklarını güzel anlatmış!